Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Fantezi

Edebiyatta fantezi benim için vazgeçilmez unsurlardan biri. Şu zamana kadar yazdığım tüm öyküler ya tamamen fantastik unsurlar üzerine yazılmıştır ya da içinde fanteziyi çağrıştıran imgeler bulunur.

Peki neden fantastik yazmayı seviyorum? Gerçek olmayan bir insanı neden cezp etsin? Bunun sebebini asla tam olarak cümlelere dökemeyeceğim; ama şunu biliyorum ki, çocukluğumda kitap okumaya başladığımdan beri neredeyse sadece fantastik eserlerden zevk alıyorum..

Bir fantastik öykü yazarıysanız, hayattan kaçmak için büyük maceralara girmenize gerek yoktur. Sizin yerinize bu maceralara yarattığınız savaşçılar, büyücüler, rahipler girer; belki bir ejderhadan kaçar, belki de dünyayı kötü bir büyücünün istilasından kurtarırlar.

Yine de fantastik eserler aslında o kadar da hayattan kopuk değildir. İçinde normalde var olmayan yaratıklar, ırklar, büyüler, tanrılar olduğu kadar insanlığın ortak duyguları da vardır; aşk, nefret, arzu, öfke… Oradaki canlılar da çalışır, aşık olur, günah işler, iyilik yaparlar.

Fantastik edebiyat size hem kendiniz hem de sizden çok başka biri olabilme imkânı sunar. İşte benim için fantezinin çekiciliği budur.

Reklamlar

Huzuru Klasik Müzikte Bulmak

Klasik müzik… Aslında hayatımızın her alanında sıkça dinleriz klasik müzik ama lafı geçince çoğumuz “Ay bırak ya, uyuyorum ben onları dinlerken, çok sıkıcı!” gibi yorumlar yapıp kestirip atar. İnsanlar batı müziğin her türlüsüne açıktır ama gariptir ki klasik müziği hor görürler.

Oysa bütün bu yargıların altında, merak edip de dinlediğinizde aslında ne kadar geniş ve mükemmel bir dünyanın içine girdiğinizi hissedersiniz. Senfoniler, konçertolar, sonatlar vb. dinleyebilmeniz için müzik dilini bilmeniz ya da her şarkıda bir imge yakalayabilmeniz gerekmez. Klasik müziğin dönemlerini, biçimlerini, bestecilerini vb. bilmeniz de gerekmez. Klasik müziği sevmek için yapmak gereken tek şey güzel bir eser açıp gözlerinizi kapayarak kendinizi müziğe vermektir.

En güzeli de canlı dinlemektir. Ne çaldıkları hakkında hiçbir fikriniz olmasa dahi içiniz ürperir, kemanların büyüsüne kapılırsınız ve timpaninin gürleyen sesi içinizde şimşekler çaktırır. Ne yazık ki, her ilde böyle olanaklar olmayabiliyor. Mesela ben Samsun’da oturuyorum ve şehrimizin bir senfoni orkestrası yok.

Bugünkü, klasik müzik hakkında yazacaklarıma bir giriş. İleride bu konuda yeniden yazmayı düşünüyorum; belki klasik müziği tarihi, belki besteciler, belki de eserleri hakkındaki kısıtlı bilgilerimi/görüşlerimi aktarmak için.

Night Ranger

nightranger-logo

1980 – Dawn Patrol
1983 – Midnight Madness
1984 – Live in America
1985 – 7 Wishes
1985 – Live
1987 – Big Life
1988 – Man In Motion
1989 – Greatest Hits
1995 – Feeding Off The Mojo
1997 – Neverland
1998 – Seven
2007 – Hole In The Sun

Jorn – Spirit Black

Jorn

Jorn Lande! Tanrı onu korusun. Pek çoğumuz onun günümüz metal dünyasının en iyi vokalistlerinden biri olduğunu kabul ederiz herhalde; çünkü gerçekten öyledir.  2008 yılında Lonely are the Brave diye mükemmel bir albüm gelmişti Jorn’dan; bu yıl da Spirit Black ile karşımızda.

Açıkçası önyargıyla dinlemeye başladım; mükemmel olacağını düşünüyordum. Ama ilk dinleyişte hiç de sarmadı, hatta biraz sıkıldım. İkincide dinlenilebilirdi, ama yine de tam olarak albümün içine giremiyordum; yine de Jorn, Jorn’du ve albümlerine has müziği yapıyordu. Herhalde şu sıralar Jorn modunda değilim dedim, albümün etiketini takmayı başka bir zamana erteledim. Ve üçüncü dinleyişimde, her şey yerli yerine oturdu. Her şey mükemmeldi! Yine de şarkılarda sık sık kullanılan o garip efektlere hâlâ büyük anlamlar verebilmiş değilim.

Açıkçası sabretmeme değdiğini düşünüyorum çünkü şarkılar beklendiği gibi oldukça kaliteli. Bunu okuma zahmetine katlandıysanız ve albüm sizi de ilk dinleyişte pek sarmadıysa, bir şans daha verin derim.

Spirit Black (2009) şarkı listesi:

  1. “Spirit Black” (J. Lande, W. Bendiksen, S. Ringsby, J. Iversen) – 4:41
  2. “Below” (J. Lande, J. Iversen) – 4:35
  3. “Road of the Cross” (J. Lande, W. Bendiksen) – 5:28
  4. “The Last Revolution” (J. Lande, W. Bendiksen, S. Ringsby, J. Berg, J. Iversen) – 3:40
  5. “City Inbetween” (J. Lande, R. Tekrö, P. Gelsomine) (Vagabond re-recording) – 5:49
  6. “Rock’n’Roll Angel” (J. Lande, W. Bendiksen, S. Ringsby, J. Iversen) – 4:46
  7. “Burn Your Flame” (J. Lande, J. Bogberg) – 2:42
  8. “World Gone Mad” (J. Lande, W. Bendiksen, S. Ringsby, J. Iversen) – 4:20
  9. “I Walk Alone” (A. Wollbeck, M. Lindblum, H. Sommerdal) (Tarja Turunen cover) – 4:28
  10. “The Sun Goes Down (D. Wharton, P. Lynott) (Thin Lizzy cover) (bonus track) – 6:28

Albümü buradan veya buradan temin edebilirsiniz. Bu linkler bana ait değildir, bunalti.com’dan alınmışlardır.

The Blame

theblame

The Blame’i bana en çok değer verdiğim dostum tanıtmıştı. Metal müziği dinlemeye başlayalı bir yıl oluyordu ve o sıralar death, thrash vb. türlerle ilgileniyordum; ya da daha kısası scream vokal içeren pek çok şeyle ilgileniyordum demeliyim.

Bir Türk grubundan ne beklemem gerektiğini bilmiyordum, çünkü daha önce Türk metal grubu hiç dinlememiştim ve piyasadaki rock gruplarına bakarak pek bir şey çıkmayacağını düşünüyordum. Sonra, o bana Colour Blind dinletti. Aslında dinlettiği diğer şarkılardan pek farkı yoktu benim için -tabiki kayıt kalitesi dışında. Thrash metal dinlemeye her kalktığımda listeme giriyordu şarkı; onun dışında da başka bir şarkılarını bilmiyordum.

Sonra bir gün acaba ne oldu onlara diye merak edip LastFM’deki sayfalarını ziyaret edince vokallerini değiştirdiklerini ve yeni bir demo çıkarttıklarını gördüm. Hemen indirip dinledim bir kere; ama ilk dinleyişte pek bir şey  anlayamaz ya insan, işte öyle oldu. Sadece eskiden bildiğim Colour Blind değişmişti, hatta grubun müziği değişmişti. Evet, alttan thrash duyuluyordu ama özellikle de vokalin etkisiyle bir de progressive hava hakimdi şarkılara. Scream vokal yerine normal vokal yapıyorlardı -ve sanırım bu yüzden tepki almışlardı. Ama ben tam isabet dedim, hem scream vokal de artık ilgimi çekmiyordu.

Bu adamlar 2006’da İstanbul’da kurmuşlar gruplarını. 2008’de çıkarttıkları demoya bakılırsa iki yılda müziklerini oldukça geliştirmişler. Anladığım kadarıyla yakınlarda albüm çıkartmak niyetindeler ve kayıtlara da mart ayı sonunda başlamışlar. Bu adamlara bir bakın derim, biraz daha fazla ilgi görürlerse ileride çok iyi işler yapacaklar gibi görünüyor.

İsterseniz grubun MySpace sayfasını veya LastFM sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Size önerim Guiding Light ve The Last Journey dinlemeden bu sayfalardan çıkmamanız. Ayrıca 6 parçalık demolarını indirip dinlerseniz de inanın bir şey kaybetmezsiniz. Demo da yine MySpace sayfalarında bulunabilir.

Ark

2000 – Ark
2001 – Burn the Sun

Vixen

vixen_logo
1988 – Vixen
1990 – Rev It Up
1998 – Tangerine
1999 – The Best of Vixen: Full Throttle
2006 – Extended Versions
2006 – Live & Learn